MİMİKRİ ENSTİTÜSÜ

Tema

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. Küresel ölçekte ekolojik şartlar iyileşmeye başlarken, başta Çin ve İtalya olmak üzere hava kalitesinin arttığı, Venedik’te kanal sularının temizlendiği, İstanbul’da hava kirliliğinin azaldığı vb. daha birçok tespit yapılmıştır. Yaşanan bu gelişmeler; mevcut ekonomik sistemin aslında ekolojik sistem üzerinde ne denli tahripkâr olabildiğinin ipuçlarını gün ışığına çıkarırken, insanlığa da öteden beri rekabet içine girdiği doğa karşısında üstünlük kuramayacağını anlayıp ilişkisini gözden geçirmesi için ideal bir fırsat sunmaktadır. Zira, her boyutta sorunun çözümü ve her alanda ihtiyaç duyulan inovasyonun sağlanması için gereken fikir ve örneklerin doğada ve barındırdığı yaşam türlerinde bulunuyor oluşu zaten bir sır değildir.

 

Doğanın hayret verici örnekleri arasındaki; Yusufçuğun en gelişmiş helikopterlerden daha üstün manevra kabiliyetine sahip olması, bazı arıların ve kuşların belirledikleri yerlere harita olmaksızın uzun mesafe uçuş yapması, yarasanın çoklu-frekans sisteminin radar cihazından daha hassas ve güçlü işlemesi, bazı kurbağalar ve kutup balıklarının önce donup sonra organik hasar görmeden tekrar hayata dönmesi, bukalemunun ve bazı balıkların kamufle olacak şekilde renk ve desenini anında değiştirmesi, penguen ve balinaların oksijen tüpsüz dalış yapması, ışık saçan yosunların aydınlanmak için farklı kimyasalları bir araya getirmesi, yaprakların fotosentezle dünyanın en kapsamlı kimyasal işlemini yapması, DNA sarmallarının devasa çapta bilgi depolaması gibi daha pek çok ufuk açıcı olay günümüzde derinlemesine araştırılmaya devam eden konular arasındadır.

Doğadaki evrimsel süreçte bazı canlıların; gizlenme veya dikkat çekme, korunma veya korkutma, cezbetme veya uzaklaştırma, hayatta kalma veya hedefine ulaşma gibi çok farklı amaçlar için çevresindeki bazı canlılar veya varlıklarla görünüm, ses, koku, tavır vb. anlamda benzer özellikler geliştirmesi “mimikri” (taklitçilik) olarak adlandırılmaktadır. Hayvanların olduğu kadar bitkilerin de gerçekleştirdiği mimikri; sopa çekirgesi, yaprak böceği veya peygamberdevesi gibi birçok hayvan türü içinse kalıcı bir yaşam tarzıdır. Taklit etme konusunda başarılı olan türlerin genleri diğer türler ve popülasyonlar arasında daha çok yayılmakta, taklitte usta olanların hayatta kalma ve çoğalma şansı ise diğerlerine kıyasla çok daha fazla olmakta ve mimikri böylece gelişmektedir.

İlk çağlardan bugüne “doğa”, insanların kurduğu tüm medeniyetleri de estetik ve teknik anlamda etkileyerek hayatlarını şekillendirmiştir. İnsan yaşamına hizmet etmek için doğanın gözlemlenip taklit edilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İcatlar asırlardır doğadan esinlenerek yapılmaktadır. 15. yüzyılda kuşların gövde ve kanat yapıları ile uçuş hareketlerini gözlemleyip inceledikten sonra aldığı ilham ile ilk uçan makineyi tasarlayan Leonardo da Vinci; “insan zekâsı tabiatın keşiflerinden daha güzel, daha basit veya doğrudan bir keşifte asla bulunamayacaktır zira tabiatın keşiflerinde ne bir şey eksik, ne fazladır” demiştir. 20. yüzyıla kadar, doğadan esinlenme ve taklit yaklaşımı daha çok estetik boyutta uygulanmış, doğal güzelliklerden etkilenen ressamlar ve mimarlar eserlerinde ancak görebildiklerini model alabilmiştir. Oysa çağımızda doğal formlar sadece estetik değil, teknik açıdan da teknolojik imkanlarla optik, termal, elektrik, manyetik, organik, moleküler ve hatta nano ölçekte çok farklı boyutlarda görüntülenip incelenmekte, doğanın mükemmel sistemi ve bileşenleri detaylarına ulaşıldıkça sırlarını açmaktadır. Medeniyet serüvenimiz içindeki bilimsel ve sanatsal yönelimler kadar teknolojik ve tasarımsal gelişimler göstermektedir ki; insana dair her devirde ve her gelişmede, doğa en önemli referans olmuştur. Bugün ise insanlığın doğaya ve bahşedeceği öğretilere her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır.

Çağımızda enerji verimliliği ve sürdürülebilirliğin önem kazanması, doğaya dönüşün bir nişanıdır. Afrika’da, akkarınca yuvalarından esinlenerek inşa edilen ilk doğal havalandırma sistemine sahip Eastgate Center binası enerji sarfiyatını %35’e düşürerek milyonlarca dolar tasarruf etmektedir. Pandemi şartlarında AVM’ler gibi devasa kapalı mekanların en sağlıklı ve en ekonomik şekilde havalandırılması için bu modelin uygulanması değerlendirilmektedir. Çamurlu ve kirli ortamlarda yetiştiği hâlde kendi kendini temizleyen Lotus çiçeğinin bu özelliği taklit edilerek üretilen ürünler bakıma ihtiyaç duymadan uzun süre temiz kalma garantisi ile çoktan pazarlanmaya başlamıştır. Enerji verimini artırmak için bilim insanları uçak kanadı dizaynında kuşların tüy diziliminden ve mühendisler hızlı tren modellerinin tasarımında bazı kuşların gaga yapılarından esinlenmektedir.